|
|

***iSTiKLAL MARŞI***
1.kıta
Korkma, sönmez bu
şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

2.kıta
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

3.kıta
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

4.kıta
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'
Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

5.kıta
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

6.kıta
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

7.kıta
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

,8.kıta
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

9.kıta
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

10.kıta
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
|

***MANASI***
1.
Kıt'anın Manası:
Ey Milletim ye'se düşme; Allah'tan ümidini kesme; Endişelenme.
Batı ufkunun gurup haline bakarak hüzünlenme. Akşam ufkunun
şafak kızıllığı sönebilir; bir alev, bir ateş gibi parlayan
alsancağım milletimin son ferdi kalana kadar emin ve korkusuzca
dalgalanacaktır; asla sönmeyecektir.
Âkif, 3. ve 4. mısralarda, Türk Milletinin istiklâline sarsılmaz
imanını korkunç gök gürültüleri gibi haykırıyor. Bayrağın
semalarda dalgalanışını Türk milletinin varlığı, kaderi ve
talihiyle aynı görüyor. Bir imanı, bir hükmü haykırıyor:
Milletimiz var oldukça, Bayrağımız göklerde nazlı nazlı
dalgalanmaya devam edecektir.
2.
Kıt'anın Manası
M.Âkif, İstiklâl Marşı'nın tamamında inanmış adam, vefalı insan
görüntüsünden asla taviz vermemiştir. Bu inanmışlık ve samimiyet
içerisinde bir canlıya seslenir gibi Bayrağa seslenir.
Ey benim güzel Bayrağım, ey benim hilal kaşlım! Öyle dargın gibi
kaşlarını çatma. Senin kaşlarını çatman, bu Milleti derinden
yaralar, üzer. Hem niçin bize kızmış gibi bakıyorsun?
Senin Millete güleryüz göstermen hayat verir, canlılık, dirilik
verir. Bu Millet buna layıktır.
Benim kahraman milletim hürriyet uğruna oluk oluk kan döktü.
Gerekirse bundan sonra da döker. Hem benim Milletim Bayrağına
renk olarak sadece al kanının rengini uygun görmüştür.
Milletimin uğruna baş koyduğu, can verdiği, İstiklâl simgesi
olan Bayrak Milletime gülmezse, Millet de kanını helal
etmeyecektir. Bu fedakarlığa karşılık senden sadece güleryüz
bekliyoruz.
İstiklâl ve bağımsızlık, Allah'tan başka mabut tanımayan
Milletimin Hakkıdır. Bundan asla şüphe edilemez.
Şubat 1921. Taceddin Dergahı'nda merdivenden çıkınca hemen sol
taraftaki küçük odada, rafta idare (küçük gaz lambası) yanmakta;
yer yatağında yatmakta olan Mehmet Âkif uyanmış, kağıt arıyor.
Yok. Eline geçirdiği kurşun kalemle yer yatağının sağındaki
duvara dönmüş; pınar gibi ilham fışkıran imanlı bağrından çıkan,
Türk'ün tarihini ve ebedi geleceğini bir mısrada anlatan kıt'ayı
yazıyor. Sabah namazı ezanına kalkan oda komşusu Hafız Bekir
Efendi (Konya meb'usu) M. Âkif'i elindeki çakısı ile duvardaki
(kağıda aldığı) kıt'ayı kazırken görüyor.
3. Kıt'anın Manası:
Bu Millet tarihin her döneminde hür yaşamış, bundan sonra da hür
yaşayacaktır. Bu Milleti esarete teşebbüs, çılgınlığın ta
kendisidir. Böyle bir şeye tevessül edenin ahvaline şaşarım!
Çünkü o bu hareketinden dolayı başına gelecekleri düşünemeyecek
kadar çıldırmış biri yahut birileri olmalıdır.
Kükremiş azgın suların hiç bir sed tanımadan önündeki engelleri
çiğneyip aştığı gibi, ben de değil mahkum olmak; gerekirse
dağları yırtar enginlere sığmam taşarım.
Bir başka açıdan...
Ben ezelden beridir hür yaşadım diyerek bir mısranın yarısına,
san'at kudreti ile ikibin beşyüz senelik Türk tarihini
sığdırıyor. "Hür yaşarım" diyerek Türk'ün hür yaşamak
karakterini, azmini ve sonsuza kadar ebediyyen hür yaşayacağını;
geleceğini haykırıyor. Böyle bir milleti esir etmeyi hayal
edenlere şaşılır.
3. Mısrada Türk'ün kuvveti, kudreti ve haşmeti vardır.
Hürriyetine mani olan, sed çeken her şeyi ezecek bir sel
gibidir. Zaten Orta Asya'dan Altay Dağları'ndan Tuna Boyları'na
akan bir sel gibidir.
4. Mısrada, tarihte dağ yırtmış olmanın kudretini, gururunu
yani: Ergenekon Türklerini, Ergenekon Destanını hatırlatır.
Ezcümle, tarihin ilk devirlerinden beri hür yaşayan Türk,
ebediyen de hür yaşayacaktır. Buna mani olmak isteyenleri
dağları yırtan kuvveti ile sel gibi ezer, aşar.
4.
Kıt'anın Manası:
Batı çelik zırhlı bir duvar misâli bütün âfâkı doldurmuş
üstümüze geliyor.
Püfff! Bunda telaş edecek ne var ki? Çünkü bu vahşi saldırılara
karşı benim öylesine güçlü ve emin bir sığınağım var ki bunu,
Batı âleminin hafsalası dahi almaz. Bu sığınak, bu serhad iman
dolu göğsümdür.
Medeniyyet denilen sahte, yalancı, vahşi, saldırgan ama gerçekte
güçsüz canavar, ulusun dursun. Sonu yaklaşmış olan bu canavar,
Milletimin göğsündeki imanı boğmaya yetmeyeceği gibi, onun
gebermesi Milletimin eliyle olacaktır.
Bir San'at İnceliği
Çoğu insanımız eski yazıyı bilmez... Eski yazıda (Osmanlıca
yazıda) iki türlü "n" harfi vardır. Biri "nun" harfi ile
yazılır, diğeri "kef (nazal n)" ile yazılır. Şair gerektiğinde "nun"
kullanmış, gerektiğinde "kef (nazal n)" kullanmış. Bu kıt'anın
üçüncü mısrasında geçen "ulusun" kelimesinin sonuna "nun"
koymuş; emir verildiği zaman "nun" kullanılır.
Sen görevlisin, sen hastasın gibi kelimelerde "kef" yani nazal n
kullanılır. Burada ise (ulusun kelimesinde) "nun" kullanmıştır.
Yani burada tevriye san'atı yoktur. Buradaki kelimenin sonuna "nun"
koymak suretiyle: bırak o "ulumak fiilini işlesin" denmek
istenmiştir.
Bir Başka Açıdan
Ulusun: Kelimenin kökü: hayvanlar için kullanılan
-ulumak-fiilidir. İstilacı, sömürgeci, saldırgan, sahte
"medeniyet" yaptığı vahşiliklerden canavara: Silahları ile
çıkardığı seslerde hayvan ulumasına benzetilmiş. Zaten ulumak,
boğmak ve canavar kelimeleri arasında uygunluk var.
Okunuşu: "Ulusun" sözünü okurken, ayaklarımızın altında, ölmek
üzere uluyan bir köpeğe hitab ediyormuş gibi küçük gören,
aşağılayıcı, hakaretli bir sesle okunmalıdır.
"Medeniyet": Rahmetli M. Âkif, şiirlerinde manasını, esas
anlamından düşük gördüğü kelimeyi "tırnak" işareti içinde
kullanmıştır. Burada, yukarıda arzettiğim sahte medeniyeti
kasdettiği için böyle yazılmıştır. M. Âkif asla medeniyyete
düşman değildi. Bilakis, geriliğin düşmanı idi.
İlim ve çalışma tavsiye ediyordu. Körü körüne Avrupa hayranı
olmayın, batının sadece ilmini tez elden alın diyordu.
5.
Kıt'anın Manası:
Arkadaş!
Şehidler beldesi Yurduma, hain düşmanın girmesine fırsat verme.
Sen düşmanı kovmak için gerekirse şehid olmayı göze alır, canını
siper edersen, Allah vaadettiği zaferini sana verecek, Seni
düşmanlarına galip getirecektir.
Hem bu zafer günleri öylesine yakın ki... Kimbilir? Belki yarın,
belki de ondan daha yakın bir zamanda o zaferi göreceksin.
6.
Kıt'anın manası:
Bastığın yerleri toprak sanarak yürüyüp gitme. Bu toprağın
altında bin yıldır bu beldeleri vatan yapmak ve vatanını
savunmak için çarpışmış bu uğurda şehid olmuş sayısız insan
yatıyor.
Onların kimi senin baban, deden. Soy kütüğünden geriye doğru
gidersen hiç şüphen olmasın, bu topraklar altında hem de çok
yakınlarının şehid olarak yattığını göreceksin.
Bu toprakları ataların gibi koruyamazsan yazık olur. Hem onları
da üzmüş olursun.
Bütün dünyaları alsan dahi bu Cennet vatanı, veremezsin;
vermemelisin.
Bir Başka Açıdan...
Şehid: Dini, vatanı, milleti ve namusu için savaşarak veya
vazife başında canını veren (ölen) müslüman. Askerlikte en
yüksek mertebe şehidliktir.
Dünyada Türk Milleti kadar vatanı için şehid veren başka bir
Millet yoktur. Vatanımızın her karış toprağı şehidlik olduğu
gibi, Vatanımızın dışında da 42 yerde Türk Şehidliği vardır.
M.Âkif, -Çanakkale Şehidlerine- şiirinde Şehid'e manevi türbe
kurmuştur. Tarihe sığdıramamış, bu taşındır diyerek kâbeyi
başına dikmiş, mor bulutları türbesine tavan diye çatmış, Yedi
Kandilli Süreyya'yı uzatmış; tüllenen mağribi akşamları yarasına
sarmış ve:
– Yine birşey yapabildim diyemem hatırana.
Ey şehid oğlu şehid! İsteme benden makber
Sana ağucunu açmış duruyor Peygamber, diyerek Şehid'in
büyüklüğünü anlatmıştır.
7.
Kıt'anın Manası:
Bu Cennet Vatanın uğrunda nice canlar şehid oldu. Toprağın altı
öylesine şehid doludur ki, eğer mümkün olsa da toprağı sıksan
her taraftan şehidler fışkıracak.
Yarabbi! Canımı, sevdiklerimi, bütün varımı al; Fakat benim
vatanımı elimden alma. Beni vatanımdan ayrı koyma.
Bir Güzel Tesbit:
Hiç birşeyim olmasa da vatanımın toprağında yatmak bana yeter.
(Bu mısralar Oğuz Han'ı hatırlatır. Oğuz Han, düşmanlarının
isteğine göre atını, silahını, en yakınlarını verir. Ama iş
çorak bir toprak, vatan parçasına gelince vermez. Türklerle,
Çinliler harp eder ve Türkler Çin ülkesini baştan başa
zaptederler).
8.
Kıt'anın Manası:
Yarabbi! Bizler vatanımız için ölüyoruz; Senden son dileğimiz
vatanıma düşman girmesin. Mabedime pis elini değip, pis ayağıyla
basmasın. Şehadetleri dinimin temeli olan bu ezanlar, benim
vatanımın üstünde senin adını yükseltsin.
(Dinin temeli olan kelime-i şehadet ezan içerisinde
geçmektedir.)
Bir Başka Açıdan…
Bitişikteki Taceddin Camii'nde ve diğer camilerde hazin hazin
sabah ezanı okunmaktadır. Bu ezanlar susacak mıdır?
M.Âkif, Yüce Allah'a ellerini açarak milletinin ağzından, bütün
vücudu titreyerek niyazda bulunuyor.
Bütün Milletin, Mehmetçiğin tek arzusu kendileri şehid de
olsalar; yeter ki vatana düşman girmesin, ma'bedlerimizin
göğsüne onların kirli elleri ve ayakları değmesin. Türk
Müslümandır. Dünyaya gelen Türk'ün ilk kulağına giren ses, Ezan
sesidir. Ezandan sonra kulağına adı söylenir. Türklüğün ve
Müslümanlığın damgasını taşıyan güzel Camilerimizdeki zarif
minarelerden günde beş defa yükselen ezan sesleri Cenab-ı
Allah'a ulaşır.
9.
Kıt'anın Manası:
Yarabbi! Vatanım ve senin dinin uğrunda canlarını veren biz
şehidlerin son dileklerini kabul buyur.
Bu dileğim vatanımın hür, Milletimin mü'min kalmasıdır. Bu
dileğimi kabul edersen, işte o zaman eğer başıma dikilmiş bir
mezar taşım varsa o bile sevinçten secdeye kapanır. Sevinç
gözyaşlarım, savaşırken, döğüşürken aldığım yaralardan boşanır.
Ve yine o zaman benim ruhum yerden yükselerek şehidler mak*****
gönül huzuruyla gidebilecektir
10. Kıt'anın Manası:
Ey benim, şanlı Bayrağım! Artık sen de sabah şafakları gibi
dalgalan. Artık senin uğrunda dökülen kanlarımızın hepsi de sana
helal olsun.
Ebediyyen sana ve milletime esaret yoktur. Bugüne kadar nasıl
hür yaşadınsa, bundan sonra da hür yaşayacaksın. Hür yaşamak
senin hakkındır.
Artık Allah'a tapan milletim için de İstiklâl hak edilmiş ve
kazanılmıştır.
Bir Başka Açıdan...
Şubat 1921'de, İstiklâl Marşı'mızın yazıldığı günlerde, Yurdumuz
düşman işgali altında inlemektedir. Kuvvetlerimizin üç misli
silaha ve imkânlara sahip olan Yunan kuvvetleri Ankara'ya doğru
yürümekte; Polatlı'dan düşmanın top sesleri duyulmaktadır.
Meclis'in Kayseri'ye nakli düşünülmektedir.(10 Ocak 1921) I.
İnönü Harbi başlayalı beş hafta olmuştur. Büyük taarruza ve
Yunan'ın denize dökülmesine 18 ay ve 18 gün vardır. Ama bu kadar
zaman önce ve bu kadar zor ve ümitsiz bir durumda; M. Âkif, son
kıt'ada Millî Mücadele'nin kazanılacağını, kesin zaferin -Ebedî
İstiklâl'in müjdesini verir. Artık ikinci kıtadaki gibi hilal
çehresini, kaşını çatmıyor, naz etmiyor. Zafer kazanılmış- şanlı
hilal- olmuştur. 1. Kıt'adaki karanlığı haber veren şafağın
yerine aydınlık güzel günleri haber veren gittikçe aydınlanan,
huzurlu Sabah Şafağında, hür ufuklarda şanlı hilal ebediyyen
dalgalanmaktadır. Artık milletimizin sevgilisi Bayrağı,
güldüğüne göre (7. mısrada helal olmaz dediğimiz kanımızı) onun
için döktüğümüz kanları da helal ediyoruz. Bayrağımız ve
milletimiz, ezelden beri olduğu gibi, ebediyete kadar
birbirinden ayrılmayacak ve yok olmayacaktır.
Tarih boyunca olduğu gibi bu defa da kahraman milletimiz yüce
Allah'a olan iman ve ümidiyle mücadele etmiştir. O'nun adıyla
canını vermiştir. Ezanları susturmamıştır. O halde Yüce
Allah'tan Kur'an'ı Kerim'de vaadettiği zaferleri ve İstiklâl'i
hak etmiştir. Bayrağımızın ebediyen hür dalgalanmak hakkıdır.
Yüce Allah'a iman eden milletimizin de İstiklâl ebediyyen
hakkıdır |
|